Düziçi’nde işsiz gezen güruhun en favori mesleğidir Cep telefonu dükkanı açmak.
Genelde çevreye “Benim de bir mekanım var” görüntüsü vermek için açılır. Ama bir anda “teknoloji mağazası olacağım üleen” moduna gelinir.
Babadan rica minnet aldığın 1000 lira, annenin çeyiz sandığında mendil içinde sakladığı 500 lira ve bir arkadaşını “işlerin ilerleteyim öderik” diyerek ketenpereye getirip çarptığın 750 lira sermaye gereksinimi için yeterlidir. İlk başta çevredekilerden “satak da sana yenisini alırız” diyerek ikna edip vitrine telefon koymakla süreç devam eder. Eğer çok salak değilsen elindeki paranın hepsini dekora yatırmaz biraz da kılıf, kulaklık gibi aksesuarla ortamı renklendirirsin.
Bir yerlerden borca, parça TL yükleme amaçlı alınan ama daha çok Facebbok’ta okey oynamaya yarayan bilgisayarla konsept tamamlanır.
Ve sonun başlangıcı böyle start alır.
Bilinmeyen gerçek şudur: Mevcut telefoncuların iş yapıyor oluşu ya da öyle bir görüntü vermesi sizin de öyle olacağınız anlamına gelmiyor.
Önce “Kontur ya da kılıf satsam yeter” diye başlarsınız.
Sonra “Yok hacı biz mekanı yanlış yere tuttuk, büstün orada bir yerde olsa paraya para demezdik” ‘e dönüşür.
“Milletin kontür alacak parası kalmamış hacı” diye teselli edersin kendini ama buna sen de inanmazsın.
Ve en sonunda acı gerçekle yüzleşirsin. Şanslıysan bir satirik pardon girişimci bulup devredersin şanssızsan sağa sola olan borçlarını ödemek için şehir dışında inşaat firmalarında çalışmaya gidersin.
Bir sonraki yazımız açılıp da iflah olanı göremediğimiz cafecilik üzerine olacak. Sabırsızlıkla bekleyin. .
Genelde çevreye “Benim de bir mekanım var” görüntüsü vermek için açılır. Ama bir anda “teknoloji mağazası olacağım üleen” moduna gelinir.
Babadan rica minnet aldığın 1000 lira, annenin çeyiz sandığında mendil içinde sakladığı 500 lira ve bir arkadaşını “işlerin ilerleteyim öderik” diyerek ketenpereye getirip çarptığın 750 lira sermaye gereksinimi için yeterlidir. İlk başta çevredekilerden “satak da sana yenisini alırız” diyerek ikna edip vitrine telefon koymakla süreç devam eder. Eğer çok salak değilsen elindeki paranın hepsini dekora yatırmaz biraz da kılıf, kulaklık gibi aksesuarla ortamı renklendirirsin.
Bir yerlerden borca, parça TL yükleme amaçlı alınan ama daha çok Facebbok’ta okey oynamaya yarayan bilgisayarla konsept tamamlanır.
Ve sonun başlangıcı böyle start alır.
Bilinmeyen gerçek şudur: Mevcut telefoncuların iş yapıyor oluşu ya da öyle bir görüntü vermesi sizin de öyle olacağınız anlamına gelmiyor.
Önce “Kontur ya da kılıf satsam yeter” diye başlarsınız.
Sonra “Yok hacı biz mekanı yanlış yere tuttuk, büstün orada bir yerde olsa paraya para demezdik” ‘e dönüşür.
“Milletin kontür alacak parası kalmamış hacı” diye teselli edersin kendini ama buna sen de inanmazsın.
Ve en sonunda acı gerçekle yüzleşirsin. Şanslıysan bir satirik pardon girişimci bulup devredersin şanssızsan sağa sola olan borçlarını ödemek için şehir dışında inşaat firmalarında çalışmaya gidersin.
Bir sonraki yazımız açılıp da iflah olanı göremediğimiz cafecilik üzerine olacak. Sabırsızlıkla bekleyin. .

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder